Batı Trakya Tarihi PDF Yazdır E-Posta

    Yıl 1363. Padişah I. Murat
    döneminde, Evrenos Bey komutasındaki akıncı birliklerinin Batı
    Trakya’yı Osmanlı topraklarına kattığı yıl.
     

    1363’ten Birinci Balkan Savaşı’na
    kadar, Batı Trakya yaklaşık 550 yıl boyunca Osmanlı toprağı olarak
    tarihte yerini alıyor.
     

    Osmanlı devletinin Balkanlar’da
    aldığı yenilgiyle bölgenin kaderi de değişiyor. 1913 yılında
    İttihat ve Terakki öncülüğünde Batı Trakya’da kurulan ve tarihe
    ilk Türk Cumhuriyeti olarak geçen hareketin ömrü iki ayı aşamıyor.
     

    Neticede, Balkan savaşlarıyla
    Batı Trakya’da başlayan Bulgar egemenliği 1918 yılına kadar sürüyor.
     

     

    1919 yılında, kısaca Neilly
    (Nöyyi) olarak bilinen anlaşmayla Batı Trakya’nın dağlık kuzey
    kısımları Bulgaristan’a bırakılıyor, güney kısımları da
    Müttefiklerce işgal ediliyor. Fransız kuvvetlerince gerçekleştirilen
    işgal sonucu general Charpy (Şarpi)  başkanlığında “Müttefiklerarası
    Trakya Hükümeti” kuruluyor.
     

    10 Ağustos 1920’de Sevr’de
    yapılan Trakya anlaşmasıyla  Batı Trakya Müttefikler’den
    Yunanistan’a resmen teslim ediliyor.
     

    1912-1922 yılları arasında
    yaşanan savaşlar büyük acıları da beraberinde getiriyor. Balkan
    savaşları sırasında yüzbinlerce Türk, Osmanlı ordusunun peşisıra
    doğdukları toprakları terkederek imparatorluk sınırlarına sığınıyor.
    Benzer bir trajedi de, 1922 yılında Kurtuluş Savaşı sırasında
    yaşanıyor. Türk ordusuna yenik düşen Yunan ordusuyla birlikte yüz
    binlerce Rum Yunanistan’a gidiyor. Yunanistan’ın nüfusu bir anda
    dörtte bir oranında artıyor. Bu durum Yunanistan’da bir kaos ortamına
    neden oluyor.
     

    İlk olarak sığınmacılar
    ve esirler konusunu ele alan Lozan Barış Konferansı’nda Yunanistan’da
    yerleşik Türklerle, Türkiye’de yerleşik Rumların zorunlu göçünü
    öngören Mübadele Sözleşmesi imzalanıyor.
     

    Yüzyılın en büyük zorunlu
    göçü olarak tarihe geçen bu değişimden, “İstanbul sınırları
    içinde 30 Ekim 1918 tarihinden önce yerleşmiş Rumlar ile Batı Trakya’da
    oturan Türkler” muaf tutuluyor.
     

    Yunanistan, büyük önem verdiği
    Fener Patrikhanesi’nin İstanbul’da korunması ve devamlılığın
    sağlanması için burada bir Ortodoks cemaatin kalmasını istiyor.
    Bu Rum cemaatinin karşılığı ise Meriç – Karasu nehirleri arasında
    yer alan Batı Trakya’da yaşayan Türkler oluyor.
     

    30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan
    Türk ve Yunan Halkların Mübadelesine İlişkin Sözleşmeyi, 6 ay
    sonra 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması izliyor.
     

    Bu anlaşmayla Türk ve Rumların,
    azınlık olarak yaşama süreci başlıyor.
     

    Lozan Barış Antlaşması’nın
    “Azınlıkların Korunmasına” ilişkin bölümünde yer alan 37-
    44. maddeler, “Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklara tanıyacağı
    hakları” tanımlıyor. 45. madde ise “Sözkonusu hakların, Yunanistan
    tarafınca da, kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlığa tanınacağını”
    belirliyor.
     


    Eğitim, dini konular gibi birçok
    alanda azınlığa özerk bir yapı sağlayan ve pozitif haklar getiren
    Lozan Antlaşması’nın bu hükümleri Batı Trakya Türkleri için
    1923 sonrası dönemde bir nevi anayasa özelliğini taşıyor ve her
    türlü hak arama mücadelesinde bu maddeler gündeme getiriliyor.